1 Ağustos 2015 Cumartesi

i'm back babydoll

carl'ın özel karışımından içen ted mosby
Önceki yazımda ağustos 2014'e kadar yeni yazı yok demiştim, 4 yerine 5'e basmam gerekiyormuş aslında bak sen şu işe. Acıyarak bak ki olumsuz enerjin bana geçsin ve neden 1 sene geciktirdiğimi sorguyalayayım. Sınav falan demişim, sınavı kazandım ve çocukluk hayalim olan mühendislik eğitimine başladım. Başladım sonra 1 sene geçti ve ben yine yazmadım :(

İki pencere arasında cereyan dediğimiz olguya maruz kalarak yazılan bu yazı ne kadar ciddi olabilir ki. Hayatımda nelerin değiştiğinden bahsetmek isterim biraz, boynumu sola çevirememenin verdiği üzüntü ile.

Bir sene yurt ortamında kaldım, şehirdeki en ucuz ve haliyle en kötü imkanlara sahip bu yurtta edindiğim dostluk ve tecrübelerin beni olgunlaştırdığını düşünüyorum. Altına işeyip çarşafını temizlik görevlisi ablaya "Doru" yapmış ama sana söyleyemiyor diyen bir oda arkadaşım vardı. Yurdumuzda derme çatma saçma sapan bir havumuz vardı -girmedim tabi- okuldaki herkes bilir bu yurdu, havuz başında çıplak partiler verdiğimiz efsaneleri kulaktan kulağa yayılırdı. Mutfağımız yandı açık unutulan fritöz sayesinde. Yurda kız atan bazıları varmış ben öyle duydum bunu da araya iliştireyim :) O yurtta geçirilen 1 sene için bile ayrı bir blog sayfası açılır bırakın yazıyı. Toplu bir şekilde başımdan geçenleri özetleyeceğim başka bir yazı olacak elbet o anılar kaçar mı? (Söz verdi aha 2016 ağustos'da yazar yine )

1 senenin ardından ise eve çıktım daha yeni tuttum ve sempatik bir yer olacağını hissediyorum. Derslere yoğunlaşmam gerek aynı zamanda kendime de vakit ayırmalıyım. Bu sene umarım daha farklı olacak.(Klasik öğrenci zırvası)

Her neyse bu sefer amacım çok uzun aralar vermek değil, yazma ihtiyacı hissettiğimde yazacağım artık. Eski üslubumu kaybettiğimi düşünüyorum ama bunu tekrar edinmek zor olmasa gerek. Her neyse ihtiyacım olduğunda tekrar yazarım okuyan birileri varsa işaret fişeklerini yaksınlar çünkü kaboom bebek ben döndüm.



15 Mayıs 2014 Perşembe

En büyük ikilem?



Makarna yaptım kendime, bi’tek onu yapabiliyorum zaten, pişirdikten sonra birşeyi farkettim, şu dünyada en büyük kararsızlığım makarnaya ketçap mı yoksa yoğurt mu koymalı sorusundaydı. İkisini de sıkıp yiyenler kadar midesiz değilim, gerçi tatlı tuzlu bir arada yeme konusunda master yapmışlığım var ama bu konuda midesiz olamayacağım onu farkettim. 

Ketçap sıksan, ah ulan keşke yoğurt dökseydim dersin, yoğurt dökersin ketçapın o muazzam lezzeti gelir ağzına. Her neyse aslında bu yazının konusu bu değildi, sadece makarnasına ketçap dökmüş bir gencin yoğurda duyduğu özlemin yansımalarını gözlemledik yazının başında. Çoook uzun bir süredir dükkanı kilitli tuttuğumu, yan taraftaki izleyiciler gadgetinin tozlandığını farkettim. İçimi acıtan bu duruma daha fazla dayanamayıp paslanmış olarak bulduğum “yeni yayın” butonuna tıkladım. “Hadi len ordan şaka mısın olum sen”(?) diye seslenen blogger servisine “valla ciddiyim abi yazıp çıkıcam” diye seslendim. 

Önceki yazımda işe başlama umudumdan bahsetmiştim, ardından yeni yazı yazmaya üşenip mevcut yazıya güncelleme ekleyerek iş bulduğumdan bahsetmiştim. Evet satış temsilcisi olarak Şubat ayına kadar çalıştım, sattığım içeriği beğenmezse bizi hack’leyeceğini söyleyen adamdan tutun da, CHP genel başkan yardımcısına kadar bir sürü kişi ile telefonda haşır neşir oldum.  Çok fazla anlatacak, yer yer komik yer yer üzüntülü manzaralar ile karşılaştım, hiç biri makarnama yoğurt koymamanın verdiği üzüntüyü verem-.. noluyo lan bana kafa gitti yine. 

Şubat ayında sınav maratonuna daha fazla adapte olabilmek için işten ayrıldım, sınava yönelik çalışmalarım gayet iyi gidiyor, netlerim artıyor yanlışlar azalıyor, umarım ve inşallah blogun ilk girdisinden tam 1 yıl sonra yani ağustos 2014’de hayalimdeki üniversiteyi kazanmanın vermiş olduğu haklı gurur ile yeni yazı yazarım. Bu yazıdan ağustos’a kadar yeni yazı olmayacağının bilgisini alt metinden sizi vericektim ama kendimi tutamayıp açıklama ihtiyacı hissettim.

27 Eylül 2013 Cuma

Rutin ?

Alttaki ikinci çizgiye kadar olan kısım sıcak bir ağustos ayında, tüm yaz boyunca çorap giymemenin verdiği haklı gurur ile yaşayan bir gencin terlerken yazdığı satırlardır. Diğer kısım, yani şuanki tarih olan 28 Eylül’ün bünyede oluşturduğu etkiler açıkça gözlenebilir.


Son zamanlarda yaptığın rutin aktiviteler içerisinde boğulurken yazmayı unuttuğumu farkettim, mavirenkteki klasik kurşun kalemi ve test kitabımı bırakmak suretiyle bilgisayarın başına oturdum,  zaten bunalmıştım birkaç şarkı dinleyip, paylaşabileceğim düşüncelerim olacağı aklıma gelince blog sayfamda buldum kendimi. Eski yazılarımı okuyup gülümsedim, kısa sürdü, ardından şuan satırlarını doldurduğum word sayfasını açtım Bim’den aldığım Le’Coladan bir yudum alırken.



Son zamanlarda neler yaptığımı yazmaktı hedefim, aslında yeni bir yazı atayım ayıp olmasın düşüncesiyle yazmaya başladığım bu satırlar eğlenceli bir hal almaya başlamıştı. Bu kadar edebi konuştuğum yeter aslında yetmez ama anca bu kadar kasabildim anlayın, test kitaplarıyla seviyeli bir birlikteliğim olacak gibi gözüküyor üstelik daha dershaneye başlamadım bile. İş yok güç yok dershaneyi kim ödeyecek merak ediyorum ama umutluyum okullar başlayınca bir işten haber bekliyorum ordan gelecek parayla dershaneyi ve spor salonunu ödeyebilirim, spora başlayacağım evet bunun sebepleri gülünçlü başka bir yazıya kalsın.



Aylar sonra gelen, yazamamanın verdiği pişmanlık duygusunun bir sonucu olarak gelen düzenleme:

Yarın dershaneye kayıt olmaya gidiyorum, hafiften geç kalmış bir şekilde, ama üzgün ama keyifli. Dershaneye kayıt için gereken parayı bulduğumu belirteyim alt metinde, evet işe girdim yaklaşık 1 aydır çalışıyorum, satış temsilcisi olarak, hehe havalı duruyor değil mi satış temsilcisi. Telefonda konuştuğum insanlarla aramdaki diyalogların için bile sadece bir blog sayfası açılır bırakın konu açmayı. Bunlarla ilgili bir yazı yazayım o zaman daha sonra söz valla billa.



23 Ağustos 2013 Cuma

Afili blog nasıl olur ?

Bu alemde şekil yapmanın ipuçları kıyağımı unutmayın;

- Öncelikle resimli, kendinizi tanıtan ufak bir profil yazınız olsun(benim yaptığım gibi, ne şekil ama)
- Ardından popüler yayınlarınızı köşede listeleyin ama ismi popüler yayınlar olmasın ciks bişey olsun.
- Takip ettiğiniz blogları köşenizde reklam yapar gibi tanıtın onlar da sizi tanıtmaz boşa heves etmeyin.
- Gif’leri unuttuk :( Şöyle afili gifler seçin kendinize çünkü hiçbişeye benzemeyen yazılara kurtarıcı olabilirler (!)

 - Depresif ayağına karı kız düşürürüm sanmayın, millet sizi acıyor tamam biliyorum ama fazlası zarar heves etmeyin, hayattan keyif almaya bakın.
- Tükenmek bilmeyen gadget boşluğunuza neleri okuduğunuzu, neleri izlediğinizi yazın ayıp olmasın.
- Neyi unuttuk diyordum bende, gözünüzü seveyim kızlar, hiçbir fikriniz olmadığı halde moda üzerine yazmayın:(
- Az biraz göz zevkiniz olsun, nereden buluyorsunuz yahu o saçma sapan göz yoran fontları, yapmayın.
- Translate koymayın olum bişeye benzemiyor yazılar sonra.
- Karizmatik ingilizce cümleler yazın bitmek bilmeyen gadget boşluğunuza.
- Koymayın abi sayfanıza sayaç falan, tamam ilk yıllarda popülerdi ama gereksiz şimdi.
- Onun yerine anlık ziyaretçi sayınızı gösterin, sayının sıfır olduğunu görüp moral bozmayın.
- Ah şu gadget boşlukları, çok bilinmedik bir şarkı koyun oraya, sosyal ağlara linkleri de koyun karı kız düşer belki.
- Her yazının sonuna bir şarkı paylaşın, son zamanlarda çok moda (gülüyorum)
- Son olarak nolur iki yazı yazdıktan sonra blogunuzu silmeyin:(

Üstte yazanları uygulayın, arkanıza yaslanın ve beklemeye başlayın...




18 Ağustos 2013 Pazar

Geçmiş, gelecek, yazılacaklar ?

     Zamanında bu adreste şahane blog girdileriyle fink atarkene yazma şevkimi kaybedip, tüm yazıları sildiğim, -kara dönem- diye nitelendirdiğim bir süreçten geçtim. Beni tanıyanlar bili-.. bilmezler efendim çünkü o kadar geniş bir çevrem olmadı burada ama şimdi eski şevkimi kazandığımı düşünüyor, önümdeki cipsten alıp yağlı ellerle size bu -giriş yazısı- nı yazıyorum. 

     Blog aleminde iyi arkadaşlıklar kazanıldığını biliyorum, benim de birkaç tane arkadaşım oldu elbet o kadar da değil. Tarzını beğendiğim bazı arkadaşlar var güzel güzel yazıyorlar, bazıları var çok depresif yazıyor ara sıra kendimden birşeyler buluyorum o yazılarda, çeşit çeşit insan var anlayacağınız hepsiyle tanışmak umuduyla.

     Şimdi zor bir sürece doğru giriş yapıyorum, önümdeki yaklaşık 1 seneyi DGS sınavına hazırlanarak geçireceğim, bu zorlu maratonda başımdan geçenleri yazabileceğim bir yerim olsun diyince döndük dolaştık yine bizim emektara kaldık anlayacağınız, eğlenceli bir blog olması temennisiyle çıktım yola bakalım kısmet..